Bir
başka gelişmiş uygarlık, Yunanlılarsa 48 kürekli, trireme adı
verilen gemiler kullanırlardı. Bu gemilerde gövdenin her iki yanında
da üçer sıra kürek bulunurdu ve her küreği de üç kişi çekerdi.
İleride Romalılar da benzer gemiler kullanacaklardı. Roma kadırgalarında
da üçer sıra kürek bulunurdu. Gemide birbiri üzerine sıralanmış
üç sıra kürek dizisini çeken üç kürekçi güvertesi vardı. Ayrıca
direğe çekilen üçgen yelkenler yardımıyla rüzgârdan yararlanılırdı.
Latin yelkeni olarak adlandırılan bu yelken gelecek yüzyıllarda
da sıkça kullanılacaktı. Roma gemilerinin uzunluğu 30 metreyi
aşıyordu. Bu gemilerde hareket kürek ve dört yakalı ilkel bir
yelkenle sağlanıyordu. Daha sonra Roma gemilerinde eğik olarak
yerleştirilen serenlere takılı üç yakalı Latin yelkeni ortaya
çıktı. Bu yelken ilkin Kızıldeniz’de ve Hint Okyanusu’nda seyreden
Arap yelkenlilerinde kullanılmıştı. Son derece sağlam yapılmış
olan bu gemiler genellikle 90 ila 200 ton arasında olurdu. Tek
direkli Arap yelkenlilerinde bu direğe asılan yelken, Latin yelkeni
denen üçgen yelkendi. Üçgen yelkenle denize açılmak dört köşeli
yelkenle açılmaktan daha avantajlıydı. Bu sayede gemiler rüzgâra
daha yakın olabiliyorlardı. Yelkenin biçimi rüzgârları yakalamak
için daha elverişliydi ve kare yelkenli birçok gemi limanda beklerken
üçgen yelkenliler rahatlıkla denize açılabilirlerdi. Öte yandan
Latin yelkeninin bağlı olduğu serenler geminin kendisinden bile
uzun olur ve yelkenleri idare etmek büyük güçlüklere neden olurdu.
Akdeniz’de bu gelişmeler olurken, kuzeydeki halklar da denize
bağlı bir yaşam biçimi geliştiriyorlardı. Tarih sahnesine Vikingler
olarak çıkan kuzeyli denizciler kısa sürede tüm Avrupa’ya yayılmışlardı.
Oldukça hızlı hareket edebiliyordu Vikingler. Bunun nedeni korkusuz
denizciler olmalarının yanı sıra oldukça iyi tasarlanmış gemilere
sahip olmalarıydı. Viking gemileri temelde kürekle
ilerliyordu. Kürekle ilerleyen Akdeniz gemilerinin tersine drakkar
denen bu gemilerde köleler ya da kürek mahkumları kullanılmazdı.
Kürekleri Viking denizcilerinin kendileri çekerdi.
Zaten çok da büyük olmayan bu gemiler çoğunlukla yalnızca 35-40
kişiden oluşan mürettebatı taşıyacak kadar büyüktü. Bu gemilerde
güverte yoktu. Gemiciler sağlı sollu iki sıra halinde oturur kürek
çekerlerdi. Geminin üzeri de açık
olduğu için hava koşullarından çok daha kolay etkilenirdi mürettebat.
Gemilerde tek bir direk bulunur, bu direğe neredeyse kare biçiminde
basit bir yelken asılırdı. Her ne kadar çok gelişmemiş gibi görünse
de Viking gemileri bölgelerinde oldukça kullanışlı
deniz araçlarıydı. Tabanları düzdü. Bu da gemilerin sığ sularda
yol almasını kolaylaştırıyordu. Fiyortların arasında bulunan ve
vik adı verilen küçük limanlarda yaşayan vikingler bu gemilerle
karaya kolayca ve hızla yaklaşıp baskınlar yapabiliyor, aynı kolaylıkla
da karadan ayrılıp denize açılabiliyorlardı. Öte yandan Viking
gemileri uzun yolculuklar için elverişli değillerdi. Gemilerinin
üstlerinin açık olması bir yana uzun yolculuklarda mürettebatı
besleyebilecek ve yaşamlarını sürdürebilecek yükü taşıma kapasitesinden
de yoksundu bu gemiler. Sözgelimi 9. yüzyıla ait Gökstad adlı
geminin taşıma kapasitesi yalnızca on tondu. Bir karşılaştırma
yapmak gerekirse Kristof Kolomb’un Santa Maria adlı karavelası
40 mürettebat ve 100 tonluk yük kapasitesine sahipti. İngiltere’den
bir grup koloniciyi Amerika’ya götüren Mayflower gemisiyse 100
yolcu ve mürettebat taşıyordu ve 180 ton yük kapasitesine sahipti.
Vikingler birçok uzun yolculuğa çıkmışlar hatta
Amerika’ya kadar bile gitmişlerdi. Ne var ki bu yolculuklar adadan
adaya, koloniden koloniye geçerek gerçekleşiyordu. Yön bulma yer
saptama teknikleri bakımından çok iyi olmayan Viking
kaptanlar bilmedikleri sularda çok kolay kaybolabiliyorlardı.
Avrupa’da gemiler gelişmelerini sürdürürken Uzakdoğuda kendine
özgü gemileriyle açılıyordu denizlere. Marco Polo, doğuya yaptığı
seferinden döndüğünde Cathay (Çin) ve Cipango (Japonya) arasında
gidip gelen gemilerden söz ediyordu. Kubilay Han, Japonya’yı işgal
etmekiçin yüzlerce gemilik bir donanma hazırlatmış ne var ki bu
donanma bir kamikaze (Çin Denizi’nde görülen çok şiddetli fırtınalar)
tarafından ortadan kaldırılmıştı. Doğuda kullanılan bu tekneler
aslında günümüzde bile rastlanabilen Çunke ya da Junk adı verilen
gemilerdi. Sözcüğün kökeni olan "djhounk" Java dilinde
büyük deniz taşıtı anlamına geliyordu. Bu gemilerin kıç tarafı
yüksek, pruvası ise uzun yapılırdı. Çunkelerin direkleri keten
panellerden ya da bambu şeritleriyle yassıltılmış saz örgülerden
oluşan dört yakalı yelkenlerle donatılmıştı. Her yelken jaluzi
gibi açılıp kapanabilme yeteneğine sahipti. Enine ve boyuna sağlam
ağaç bölmelerle ayrılmış olan gemide dümen oldukça ağırdı. Doğuda
oldukça yaygın bir tip olan bu gemiler bölgeden bölgeye biçim
ve boyut değiştirebiliyordu. Yine de bugün en bilinen çungeler,
Çin çungeleriydi. Bu gemilerle Endonezya, Çin Hindistan gibi ülkeler
arasında ticari bağlar da kurulmuştu.